Savaş, sınıfımızın farklı tiplerinden biriydi. Kızların ilgisini pek çekmezdi.
Vıhavıha diye güler, eylemini ıahhh diye bir nefes hareketiyle sonlandırırdı.
Daha 7. Sınıfta olduğumuzdan bu hareketleri onu bizden uzaklaştıracak
şekilde antipatik algılanmazdı. Soyadı kanununun ona oynadığı oyundan
anlamalıydık hayatımıza nasıl yer edeceğini, anlayamadık. Belki sorun
bizde değil dedesinde idi. Belkide onlara bu soyadını veren kişi kadar zeki
değildik.
Zaman zaman ekurisi Cem ile birlikte aramıza gelirdi, zaman zaman
ekurisi Cem ile birlikte giderdi. Cem sınıfın en az kalifiye elemanı
olduğundan Savaş bir tek ona liderlik vasıfları gösterebiliyordu. Bir
bakmışsınız bizimle birlikte kantır atıyorlar bir bakmışsınız 6. Sınıftaki
kızlara yazıyorlar. İşte böyle karaktersiz, cibiliyetsiz insanlardı. Aramızda
sık sık tartışmalar olurdu arkadaşlarla “Cem bu Savaş’ı bozuyor, Savaş bu
Cem’i bozuyor” gibi. İşte böyle y.rağın tekiydi Savaş Can Sülük.
Öğle arasında top oynuyorduk okulun bahçesinde. 7. Sınıflara 6. Sınıflar.
Hergün 7/B – 6/B karşılaşması yapılırdı. (Bu bir sonraki yılda 8/B – 7/B
olarak devam edecekti) Aksamazdı hiç bu maçlar. Haftanın beş gününün,
her öğle arasında 15 dakikada yemek yenir, kalan 45 dakikada müsabaka
gerçekleşirdi. Kıran kırana geçer, kavgalar döğüşler çıkar, hiç bir maç
final havasını kaybetmezdi. Özlemle beklemiştik bu zamanları. “Çıkın lan
a.ına koduklarım biz oynayacağız” laflarını artık biz kullanıyorduk. Yedinci
sınıftık ama okulda bizim sözümüz geçerdi. Zaten 8. Sınıfların pek alakası
olmuyordu topla. Onlar daha çok “Deli Yürek” etrafında yoğunlaşmış okul
dışı mafyacılık hareketleriyle meşgul oluyorlardı. Buraların ağası bizdik.
Bizimde en büyük arzumuz toptu.
Maç başlamıştı. Kıran kırana bir mücadele gerçekleşiyordu. Bizimkiler
öndeydi ve bu benim hiç hoşuma gitmiyordu. Çünkü yedek bir forvet
sadece kötü gidişe dur demek için oyuna dahil olabilirdi o yıllarda.
Lanet olsun ki sınıfın Semih’iydim ben. Maç devam ederken ve ben
ufaktan ufaktan taktikler yağdırmaya çalışırken arka tarafta da kızların
voleybol maçı gerçekleşiyordu. (Ulan çok aktif okulmuşuz a.ına koyayım
ya) Bu Voleybol maçı da bizim sınıfın kızları ile 7/A’nın kızları arasında
gerçekleşiyordu. Bizim takımda birde manita vardı ki sormayın. İki senelik
ilşkimin karşı cinsiydi o benim.
Gözüm hem bizim maçta hem kızların maçındaydı. Bir ara Savaş Can
Sülük’ün ve bıcır ekurisi Cem’in bizim maç yerine kızların maçını izlediğini
fark ettim. Aralarında gereksiz bazı konuşmalar geçtiğini anlamıştım
ki gol yedik. Tabi ki hemen akabinde tartışma çıktı. Dışardan oyuna
müdehale edip tartışmayı kızıştıran ben, kaptan Yunus’u da gazlamışım
ki kaleci Armut’u çıkarıp beni oyuna soktu. Heyecanı, daha iki sene
önce ilk kalkışını sergileyen pipimin ucunda bile hissedebiliyordum.
Benim bir amacım vardı, forvet oynamak. Bunun içinde emin adımlarla
hedefe ilerlemeliydim. İlk önce yedek, sonra kaleci, sonra işte defans,
sağ bek, ortasaha derken amaç... İlk aşamaları planladığım gibi
gerçekleştirdiğimden ruhen hiç bir sıkıntı çekmiyordum.
Maç devam ediyordu. 12’ye 13 biz öndeydik. Maçın bitmesine daha 10
dakika vardı. Arka tarafımda durmuş voleybol oynayan kızları ve bu kızlara
dahil olan yarimi izleyen Sülük Kardeş’lerin konuşmalarını duyabiliyordum.
Bu peçete ürünü heriflerin, her ergen gibi kılzarın zıplarken gözüken
yerlerini yakalamaya çalıştıklarının farkındaydım. 14 kişilik bu gruptan
sadece 13 kızda bu eylemi gerçekleştirdiklerini, benim yarime göz ucu
yapmadıklarını varsayarken, nadide panterliğime devam etmekteydim. 6/B
sınıfının forveti Onur topu almış, çalım çalım üstüne ata ata yardırmış bana
doğru geliyordu. Ellerim dizlerime dayanmıştı. Bir vakabayaşi edasıyla
gözlerim toptan ve topa kıvrak hareketler yükleyen Onur’un ayaklarından
ayrılmıyordu. Son defans elemanını da ekarte eden Onur gerildi gerildi
ve “ahh çok uykum var” demesini beklerken topa geçirdi. Bu top benden
kaçmazdı. Ben ki ilerde forvet olacak ben, ben ki ne vakabayaşi ben...
Hey gidim hey, buralar eskiden hep taş idi toprak idi ben... Ummadık,
umulmadık bir şey oldu. Bunu ne millet benden ne ben kendimden, ne
yarim ondan, ne müdür hademeden beklerdi.
“Elif’e bak amuha koyım”
Bu cümle çıkmamalıydı. Bu cümledeki kelimeler bir araya gelmemeliydi.
Bu cümledeki kelimeler bir araya gelip Sülük’ün ağzından hiç
çıkmamalıydı. Ve ben bu cümledeki kelimelerin bir araya gelip, bir
cümle halinde Sülük’ün ağzından dökülürken, dönüp bakmamalıydım.
Onur’un “golllllllll” sesiyle bakışlarım ağır çekimde maç alanına döndü.
Kaptan Yunus’un “nere bakıyon a.ına koydumun” sesiyle de kendime
geldim. Gol umurumda değildi. Beynim voleybol maçını icra eden yarim
Elif’te, gözlerim Sülük’te idi. Yürüdüm, yürüdüm ve Sülük’ün yanına
geldim. Bir bakış attım ve kaleye doğru döndüm. Tam etkiyi yaratmak için
biraz daha turlamam gerekiyordu. Bir Forvet Onur’a yürüdüm, bir Kaptan
Yunus’a. Futbol alanındaki ben hariç 13 kişi, voleybol alanındaki ben
hariç 14 kişi, voleybol alanında gerçekleşen maçı izleyen Sülük ve Cem
2 kişi olmak üzere toplam (13+14+2=29) 29 kişi bana bakıyordu. Etki
yaratılmıştı. Bu etkili adımlarla tekrar Sülük’ün yanına vardım. Bakışlarımı
ilk kez porno cd ile karşılaşan bir ergen edasıyla ona doğru çevirerek “Ne
dedin ne dedin Savaş Can bir daha söylesana, s.ktim hau dilleri oy bir
daha söylesana” diyene kavır bir İsmail Türüt parçası seslendirdim.
Etkilenmiş görünen Sülük, dişlerini titreterek “neyi” dedi. Sanki demin
söylediklerini duymamışım gibi ayak yapıyordu pezevenk. “Biraz önceki
boşalmayla karışık ettiğin o cümleyi duymadığımı düşünüyorsan çok
ama çok yanılıyorsun seni küçük domuz” dedim ve akabinde yumruğu
arvutundan içeri soktum. Sağ taraftan 14 çığlık, sol taraftan 13 ovvvvv,
arkamdan anneni, sesleri eşliğinde Sülük soyadına uygun bir şekilde yere
serildi. Terbiyesizce üstüne çıktım ve “Oğlum seni, değil benim yarime iç
geçirirken, bir daha voleybol maçı izlerken görürsem ailene bu soy adını
veren herifi ölmüş dahi olsa bulur daşaklarını yalatırım” dedim. Sonra
kendi kendime dönüp “Ulan ne pis bir cümle kurdum ben a.ına koyayım
ya” dedim. Böyle hafif kendimden iğrenirmiş gibi oldum ama baktım
götüm büyüyor bu eylemi bozmadım.
Sülük ağladı, Elif öptü, Yunus tebrik etti. Sonra bende gittim Onur’u tebrik
ettim. Zil çaldı.
O günden sonra, defans, sağ bek, ortasaha adımları es geçildi ve ben
Forvet Adam oldum. Yeteneğimle mi? Tabiki de Hayır!
Ne Biçim Adam
Bu gerçek bir olay mı? Hibe etmişim galiba ortaokul yıllarımı.
YanıtlaSil